Bugün Kırım yarımadasında yaşayan, pek çoğumuzun ‘TATARLAR’ olarak andığı Kırım Türkleri, bu günkü Kırım topraklarına, 9. ve 10. yüzyılda gelmeye başladılar. Geldikleri tarihlerde ‘Kıpçaklar’ olarak biliniyorlardı. Rus kaynaklarındaki isimleri ‘Kumanlar’ idi. Kıpçaklar, savaşçı insanlar olmakla birlikte, kalıcı devlet kuramadılar. Genel olarak, birlikte oldukları milletlerin yönetimlerinde yaşadılar ve onların kültürlerini benimsediler. 12. yüzyılın sonlarına doğru, tarih kitaplarımızda ‘ALTINORDU’ olarak geçen, gerçek adı ALTIN ORDA olan devletin temelleri atıldı. 1238 yılına gelindiğinde Batu Han devletin hâkimi olmuştu. Devletin halkı, Kıpçak Türklerinden oluşuyordu. Batu Han’ın kardeşi Berke Han Müslümanlığı kabul edince Kıpçaklar, kültürel bir değişim yaşadılar. Bu değişimin sonunda ‘Kırım Türkleri’ denilen millet oluştu. ALTINORDU Devleti, son hakanları Toktamış Han zamanında, Emir Timur’a yenilince güç kaybetti. 1419 yılında tarih sahnesinden tamamen silindi. Yerine birkaç hanlık kuruldu. Bunlardan biri, 1441 yılında Hacı Giray’ın kurucusu olduğu Kırım Hanlığı’dır. Hacı Giray Han, 1454 yılında, Osmanlı Devleti’nin askerî desteği ile, kendilerini rahatsız eden Cenevizliler’i yendi. Böylece Osmanlı Devleti – Kırım Hanlığı ilişkisi başladı. İkinci Kırım Hanı Mengli Giray döneminde Kırım, Osmanlı Devleti’nin himayesine girdi. Himaye 300 yıl devam etti.
Rusya’nın gelişme politikalarını uygulamaya koyduğu dönemlerde Kırım’da taht kavgaları başlamıştı. Osmanlı Devleti de güç kaybediyordu. Olaylar aynı tarih dilimine denk geldi. 1768 – 1774 Osmanlı Rus Savaşları yaşandı ve 21 Temmuz 1774 tarihinde Küçük Kaynarca Antlaşması imzalandı. Bu Antlaşmaya göre Kırım, Osmanlı’dan kopartıldı, bağımsızlaştırılarak Rusya’nın kolayca yutabileceği bir lokma haline getirildi. Ruslar, Kırım’daki taht kavgalarını körükleyerek iç savaş haline dönüştürdüler. Bu sebeple Kırım Türkleri’nin bir bölümü, 1778 yılında, ‘Ak Topraklar’ dedikleri Osmanlı yönetimindeki bölgelere göç etmeye başladılar. Yerlerine, 75.000 Rus köylüsü yerleştirildi. 8 Nisan 1783 tarihinde Rus Generali Potemkin komutasındaki Kızıl Ordu, Kırım’ı işgal etti. Kırım, Rusya’nın bir vilâyeti haline getirildi. Kırım Türklerinden bir bölümü daha Ak Topraklara doğru yola çıktı. 1783 – 1800 yılları arasında 500.000 kişi yurdunu terk etti. Ayrılanlar, toplam nüfusun % 35’i idi. Göçler, 1800’lü yıllar boyunca hep devam etti. Sayı, 1,5 milyona ulaşmıştı. Bugün Türkiye topraklarında 6–7 milyon Kırım kökenlinin yaşadığı tahmin edilmektedir.1900’lü yılların başında, yarımadada kalan Kırım Türklerinin sayısı, 300.000 olarak tahmin ediliyor. İkinci Dünya Savaşı yılları, Kırım Türkleri için acılarla dolu olarak geçti. Güzel Kırım da kan ve gözyaşı vardı. Kırım kan ağlıyordu
SÜRGÜN KARARININ UYGULANMASI
Savaş sonunda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) Devlet Başkanı Stalin, Kırım Türkleri’nin savaş sırasında Almanlarla işbirliği yaptığını iddia ederek top yekûn sürgüne gönderilmesini emretti. Emir, 18 Mayıs 1944 gecesi Kırım Türkleri’ne iletildi. İki saat içerisinde, evlerinden hiçbir eşyayı almaksızın, bulundukları köyün – kasabanın – şehrin meydanında toplanmaları isteniliyordu. Evini terk etmek istemeyenler zorla götürüldü. Çoğu evinden gittiği yerden ocağı tütsün diye yanan ocaklarından birer köz alıp, çıktılar Direnenler, dipçik darbeleriyle hemen oracıkta öldürüldü. Çığlıklarla inleyen gökyüzünün karanlığını delmeye çalışan güneş, kana bulanmış Kırım topraklarına ilk ışıklarını gönderirken, 423.100 kişiden oluşan Kırım Türkleri, hayvan taşınmasında kullanılan tren vagonlarına, âdeta istif eder gibi yerleştirildiler. Vagonlara doldurulanların 57.000’i 0–5 yaş arası çocuk, 68.000’i ise 60’ın üzerinde yaşlı insanlardı. Dünyada hiç görülmemiş bir milletin yok edilişi diasporası sergilenmeye başlanmıştı.
Yapılan işlem, Kırım Türkleri’ni yok etme politikasının, o günün öncesinde ve sonrasında, tarihin yazmadığı bir vahşetle uygulanması idi. Bir aydan fazla süren yolculuk sırasında, kimsenin vagonlardan inmesine asla izin verilmedi. Her türlü ihtiyaçlar, vagon içerisinde karşılanıyordu. Ölenlerin cesetleri kokmaya başlayıp esasen zor teneffüs edilen hava, tehlikeli ölçüde zehirlenince, pencerelerden rast gele atılıyordu. Yolculuk sırasında 195.371 kişi öldü.
Trenler; Kabartay, Sibirya, Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan’da yolcularını boşalttılar. Özbekistan’a gelenler, daha önceden hazırlanmış ve tembihlenmiş Özbek Türkleri tarafından taşlandı. Yaralananlar ve ölenler oldu. Hayatta kalmayı başarabilenlerin % 3’ü, çok kötü şartlar altındaki hayata dayanamadı. Açlık, sıtma, verem ve diğer hastalıklar sebebiyle ilk altı ay içerisinde öldü. Geri kalanlar, farklı iklim şartlarındaki sürgün bölgelerinde can, mal ve kültürel değerlerini korumaları engellenerek âdeta açık hava hapishanesi şartlarında yaşamaya mahkûm edildiler.
Kırım Türkleri, 1956 yılına kadar zor şartlar altında hayatta kalmak için uğraş verdiler. Bulundukları yerleşim alanının dışına çıkmaları yasaktı. Eğitim görmeleri engelleniyor, kültürlerini korumalarına izin verilmiyordu. Kırım şivesiyle konuşanlar, şarkı-türkü söyleyenler cezalandırılıyordu. 1956 yılında Krusçev, Stalin dönemini karalama kampanyası başlattı. Bu kampanya ile Kırım Türkleri, rahat nefes alma imkânı bulabildiler. Kültürel organizasyonlarına ve eğitim görmelerine izin verildi. Bu yumuşamadan cesaret alan Kırım Türkleri, vatana dönmek istediklerini ilgililere duyurmaya başladılar, Kremlin’e temsilciler gönderdiler. 1960’lara gelindiğinde sürgündeki Kırım Türklerinin millî mücadelesi, firesiz bir kitle hareketine dönüşmüştü. Miting ve protesto toplantıları düzenlendi. Toplantılara katılanlar ağır şekilde cezalandırıldı. 23 Nisan 1978 günü Musa Mahmut isimli bir Türk, soydaşlarına yapılan haksızlığı protesto etmek için kendisini yakarak intihar etti. Kırım Türklerinin efsaneleşen lideri Abdülcemil Mustafa Kırım oğlu hapse mahkûm edildi. 6 Temmuz 1987’de başlayıp 5 Ağustos 1987’ye kadar devam eden Moskova gösterilerinden sonra, SSCB yönetimi, Kırım Türklerinin vatana ihanet suçlarını kaldırdı. Yine de dönüş izni vermedi.
SÜRGÜNDEN VATANA DÖNÜŞ
Beklenen izin 1990 yılının Temmuz ayında çıktı. Kırım Türklerinden bir grup, 2–3 ay süren çileli yolculuktan sonra ata yurduna döndü. 1944’e ayrılırken üzerlerindeki elbiselerden ve gönüllerindeki vatan aşkından başka hiçbir şeyleri yoktu. Dönüşte; ceplerinde diplomaları, altlarında arabaları, cüzdanlarında az veya çokça bir paraları vardı. Kimi inşaat mühendisi, kimi doktor, kimi müzisyen olarak meslek sahibi olmuştu. Vatana döndükten sonra aylarca naylondan yapılmış çadırlarda yaşadılar. İmkânı olanlar kendi evlerini kendileri inşa ettiler. Olmayanlar, zor şartlar altında, fakat vatanda olmanın huzuru içerisinde yaşamaya çalışıyorlar. Sürgünden dönenlerin sayısı 260.000 civarında. Daha bir o kadarı dönüş izni bekliyor, imkân arıyor.
Ukrayna Cumhuriyetine bağlı, 30.000 kilometrekarelik alana sahip Kırım Muhtar Cumhuriyeti’nde 2.600.000 insan yaşıyor. Etnik dağılım şöyle: Ruslar: % 67, Ukraynalılar: % 22, Kırım Türkleri: % 10 orana sahip. Yarımadada 30.000 Yahudi, 5.000 Ermeni, 2.500 Alman, 1.500 Bulgar, 800 Karaim (Yahudi dinine mensup Türk) ve 500 Kırımçak (İsrail Yahudi’si) yaşıyor. Ruslar, Kırım’ın Rusya’nın bir vilâyeti olması için çalışıyorlar. Ukraynalılar, Türkler ve diğerleri tam bağımsızlık veya mevcut statünün devamından yana görüş bildiriyorlar. Kırım’da, sürgünde yaşayan Kırım Türkleri; büyük önderleri Gaspıralı İsmail Bey’in söylemi ile: “Dilde, fikirde ve işte birlik” sağlayabilirlerse, arzuladıkları çözüme kolay ve tez ulaşabilirler…Aslen Kırım kökenli Tatar Türkü olarak bugün Türkiye’de bazı aydın zümrelerin olmamış bir ermeni katliamlarından sürekli bahsederken edebiyat ödüllerini alırken, öteki tarafta Kırım Tatar Türklerine yapılan sürgünü, görmemezlikten gelmelerini, bir türlü anlayamıyorum. Sovyet rejimi bile yıllar önce yapılan hatayı kabul ederek, Kırım Tatar Türklerine tekrar ana topraklarına dönme izni vermiştir. Her yıl kutlanan Kırım Sürgünü buradan tüm dünyaya haykırarak, bir kez daha lanetle kınıyorum. Sürgünde katliamda ölenlere Allah rahmet eylesin diyorum. Kırım yurdunda Tamgalı Gök Bayrağın hiç inmemek üzere dalgalanacağını ümit ediyor, Kırım Tatar Türklerinin anavatanlarında tekrar tüm zorluklara rağmen yeniden var olacaklarına inanıyorum…
Kırım Tatar Türklerinin Milli Marşı.
ANTETKENMEN
Ant etkenmen tatarlarnın yarasını sarmağa
Nasıl olsun eki qardaş birbirini körmesin? Onlar içün ökünmesem, muğaymasam, yaşasam Közlerimden aqqan yaşlar derya-deniz qan olsun.
Ant etkenmen şu qaranğı yurtqa şavle sepmege, Nasıl bolsun bu zavallı qardaşlarım inlesin? bunu körüp buvsanmasam muğaymasam, yanmasam
Yuregimde qara qanlar qaynamasın, qurusun.
Ant etkenmen, söz bergenmen millet içün ölmege Bilip, körüp, milletimin köz yaşını silmege. Bilmey körmey, bin yaşasam, qurultaylı han bolsam, Kene bir kün mezarcılar kelir meni kömmege. (Numan Çelebi Cihan)
Erdoğan KIRMIZIOĞLU
Tarih Arş. Şair-Yazar |