banner36
27 Temmuz 2017 Perşembe

Otopark ve baks geçit çalışmaları hızlanıyor

Bir millet ki kendi kaderini yeniden tayin etti

Umutlarına pranga vurulmak istenen bir milletin kaderini yeniden tayin ettiği 15 Temmuz Destanı Kırıkkale’de düzenlenen etkinliklerle anılıyor.

13 Temmuz 2017 Perşembe 19:37
Bu haber 125 kez okundu
 Bir millet ki kendi kaderini yeniden tayin etti

Bir İhanetin Anatomisi: 15 Temmuz

Kırıkkale Üniversitesi 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü anma etkinlikleri dahilinde İl Müftülüğü Konferans Salonu’nda "Bir İhanetin Anatomisi: 15 Temmuz" konulu panel düzenledi. Moderatörlüğünü Prof. Dr. Ekrem Yıldız’ın yaptığı panele konuşmacı olarak Vali ve Büyükelçi Niyazi Tanılır, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Kudret Bülbül ve Prof. Dr. Muhittin Ataman katıldı. Panele protokol olarak ise Vali M. İlker Haktankaçmaz, Tuğgeneral Selami Arslan, Belediye Başkanı Mehmet Saygılı, Cumhuriyet Başsavcısı Kasım Tüten, Vali Yardımcıları, ilçe belediye başkanları, il müdürleri, öğretim üyeleri ve vatandaşlar katıldı. Açılış konuşmasını yapan Vali M. İlker Haktankaçmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Unutmayacağız, Unutturmayacağız’ sözlerini hatırlatarak, “Ülkemizin geçen yıl 15 Temmuz’da karşı karşıya kaldığı ihanet olayı hepimizin hafızalarında. Çünkü bizler o geceyi birebir yaşayan insanlarız. Sokaklarda meydanlarda hep beraberdik. Bu işi birinci boyutuyla bizden sonraki nesillere anlatmamız, dünya kamuoyuna anlatmamız lazım. Öte taraftan da bizlerin bu şeyi sebepleriyle birlikte çok iyi bilmemiz lazım. Böyle bir ihanet şebekesi ortaya çıktı. Bunun sebeplerini araştırıp yaşadığımız bu belki de 1500 yıllık Türk İslam tarihinde eşi ve benzeri görülmemiş böyle bir olayın ve böyle bir ihanetin sebeplerini ortaya koyup bundan da ders almanız lazım. Elbette ki 15 Temmuz gecesi şehit ve gazi olan kahramanları, gerekse ülkemizin bunca zamandır yurt savunmasını yapan kahramanlarımızı anacağız. Bu hafta bütün Türkiye’de olduğu gibi anma programını şehitlikte başlattık. Onları unutmayacağız. Onları her vesilede anacağız, bu işin başka bir boyutu. Diğer boyutunda da bu işin bilimsel olarak analiz edilmesi gerekiyor. Sorunu tam olarak sebepleriyle birlikte ortaya koyalım ki bir daha böyle bir sıkıntıyla bu millet karşılaşmasın. Bu fakir milletin ekmeğiyle büyümüş bu insanlar yine bu fakir milletin boğazından keserek aldığı silahların kendine döndüğü bu millet bu olayı bir daha yaşamasın. “    

Halkımız darbecileri ve vesayetçileri tercih etmedi

Panelin moderatörlüğünü yapan Rektör Prof. Dr. Ekrem Yıldız, 15 Temmuz’un halkın başardığı önemli bir tarih olduğunu ifade ederek, “Türk Milleti tarihine yaraşır cesaretle belki ilk defa bir darbeyi engellemiştir. Aslında tarihimiz bu özellikle demokrasi tarihi o açıdan çok da parlak değildir, askeri darbeler, vesayetlere karşı halkımızın demokrasi tarihinde direnci çok fazla söz konusu olmamıştır. Siyasetçilerimizin de bir direnişi söz konusu olmamıştır. Siyasetçilerimiz kolayca kenara çekilmişlerdir. Halkın seçtiği iktidarı düşüren ilk darbe 27 Mayıs 1960 darbesidir. Bu darbe halkın çok sevdiği bu ülkenin başbakanını iki bakanıyla birlikte idam etmiştir. Bu çok acı bir hadisedir. Milletimizin varlığını yaralayan çok acı bir hadisedir. Üstüne üstlük bunu takip eden yıllarda 20 yıl süreyle 27 Mayıs bayram olarak kutlanmıştır.  Daha sonraki yıllarda da müdahaleler söz konusu olmuştur ama siyaset genellikle kenara çekilmiş ve pasif kalmıştır. Dolayısıyla siyaset öncülük yapmayınca da halkta da bir kımıldama olmamıştır. Halk sadece seçimlerde yine iradesini sevdiği insanlardan yana kullanmıştır. Halkımızın darbecilerden ve vesayetçilerden yana hiçbir tercihi olmamıştır. 27 Nisan e-bildirgesi ve 15 Temmuz kalkışması Türk siyasetçilerin cesaret ve inisiyatiflerini ortaya koyduğu, halkın cesurca öncülük ettiği tarihi bir olaydır. İşte o öncülük sayesinde Türkiye önemli badireler atlatmıştır. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve 15 Temmuz darbe girişiminde. Bu hadise tarihi bir hadisedir. Halkın kurtardığı ve başardığı bir hadisedir. Ama bu hadisenin milli kahramanları başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere o dönemin iktidarındaki siyasetçilerdir. Bu öncülük olmasa idi bu başarı belki elde edilemeyebilirdi.”dedi.

 FETÖ: yeni Türkiye’nin insanlık için olan umudunun çalınmasıdır

Prof. Dr. Kudret Bülbül, Türkiye’nin çok büyük bir gelişme potansiyeline sahip olduğunu ve bunun sürekli engellenmek istendiğini belirttiği konuşmasında, “17-25 Aralık’tan sonra Ankara’da akademisyenler dedi ki, Hocam bize böyle bir durumdan bize kimse bahsetmedi. Bir tek sen bahsettin.” 2010’da bu terör örgütünün operasyon yaptığı kişilerden birisiyiz. Ben Levent hocaya, ‘Hocam o kadar rahat söylememişimdir. Kenara çekip fısıldamışımdır.”dedim. kendisi de, ‘evet hocam öyle yaptınız’.dedi. Çünkü bir korku imparatorluğu oluşturulmuş, insanlar bildiklerini söylemekten acizdi. Bende öyle yapmak durumunda kalmıştım.  FETÖ nedir, hala bununla ilgili detaylı değerlendirilmeler yapılmıyor. Biraz küresel olan bu konuya daha geniş bir pencereden bakmak lazım. Dünya yeniden şekilleniyor. Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi. Doğu Avrupa parçalandı, Balkanlar parçalandı, Orta Doğu parçalandı. Parçalananlar sadece devletler değil. Sadece devletler parçalansa insanlar tekrar bir devlet altında bir araya gelebilirler. Ama parçalananlar devletlerle birlikte kimlikler ve aidiyetler. Dolayısıyla kimlikler parçalandığında aidiyet oluşturabilmek çok zor. Bu anlamda Türkiye’de FETÖ; uluslar arası şer odakları tarafından Türkiye’yi parçalamaya yönelik bir ihanet şebekesidir. Osmanlı’dan günümüze FETÖ kadar olmasa da pek çok şer odakları ihanetin içinde olmuşlardır. FETÖ yeni Türkiye’nin gerçekten bölgesi için insanlık için olan umudunun çalınmasıdır. FETÖ küresel bir proje ise bu proje bitti mi? Hayır, çünkü Türkiye’nin potansiyelinin ne olduğunu maalesef hala en az bilen Türkler. Türkiye’nin potansiyelini çevremizdeki şer odakları çok net bir şekilde görüyorlar. İnanın Türkiye’de en karamsar olduğumuz bir dönemde dışarı çıkın, Orta Doğu’dan yada Afrika’dan bir bakın. İnanın ülkenize insanların umutla baktığı gözlerle dönersiniz. Dolayısıyla Türkiye’nin potansiyeli çok net görülüyor. Uluslar arası aktörler tarafından Türkiye tek başına bırakılmayacak kadar vesayetsiz bırakılamayacak kadar büyük bir ülke. Dönem dönem ‘FETÖ cemaat ise diğer cemaatlerden de korkmalı mıyız?’ soruları gündeme geliyor. FETÖ bir cemaat değil. Milletin içine sokulmuş, beslenmiş ve büyümüş bir ihanet şebekesidir. FETÖ’nün cemaat olduğu ve diğer cemaatlerden de endişe duyulması gerektiği tezi bence bir FETÖ propagandasıdır. Türkiye’de sivil, liberal, sosyalist, dini cemaatler birer sivil toplum kuruluşudur. Yasal bir eksikliği varsa eleştirilebilir ama asla FETÖ ile kıyaslanmamalıdır.”diye konuştu.

Bu gece bize cesareti, direnişi ve umudu hatırlatıyor

Türkiye’deki darbelerin kronolojisini anlatan ve süreçlerde yaşanılanları değerlendiren Vali ve Büyükelçi Niyazi Tanılır, 15 Temmuz’un kendinden önceki darbelerden faklı olarak dini bir cemaat yapısına bürünmüş illegal gizli bir örgüt tarafından sivil ve askeri unsurlarla organize edilmiş bir hareket olduğunu söyledi. Tanılır, “15 Temmuz 2016’da hep birlikte olağanüstü bir gece yaşadık. Bu gece yaşadıklarımız bizlere ihaneti, dehşeti ve korkuyu hatırlatıyor. Bu gece bize ayrıca cesareti, direnişi ve umudu hatırlatıyor. Türkiye’de yaşayanlar olarak hep birlikte korkuyu ve dehşeti yaşadık. İhaneti gördük ve acı sonuçlarına müsaade ettik. Milletine yabancılaşan kişilerin milletin kendilerine emanet ettiği silahlarla katliam uyguladığını, milletin meclisini bombaladığını, milletin seçilmiş cumhurbaşkanını öldürme teşebbüsüne girdiklerini gördük. Hiç unutamayacağımız dehşeti ve korkuyu yaşadık. Buna karşılık milletin onurlu direnişini gördük. Halkın oyuyla seçildiği cumhurbaşkanının halkın iradesini çiğnetmediğini gördük. Bu direnişle halkımızın demokratik rüştünü ispat ettiğini gördük. Bu milletin ve temsilcilerinin darbecilere pabuç bırakmayacağını gördük. Bir milletin 7’den 70’e kenetlenebildiğini gördük. Bu listeyi uzatmak mümkün. Askeri darbeler açısından pek sicili temiz bir ülke sayılmayız. Osmanlı döneminde kazan kandırarak isyan edenlere kadar eskilere gitmeyeceğim. Cumhuriyet döneminde askeri darbelerin kapısı kapanmamak üzere 1960 darbesiyle açılmıştır. Milletin oylarıyla seçilen başbakan ve bakanların idam edilmesi tarihimize kara bir leke düşürmüştür. 1960 darbesini, 12 Mart 1971 müdahalesi, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat post modern darbesi, 27 Nisan e-muhtıra darbesi takip etmiştir. Bildiğiniz üzere bu darbelerin tamamı seçilmişlere karşı olduğu için ordu içindeki bazı cuntalar tarafından yapıldığı için direniş gösterilememiştir. İlk defa 2007 yılında seçilmiş hükümet parlamentonun cumhurbaşkanını seçme iradesini yönlendirme amacıyla dönemin genelkurmay başkanı tarafından gönderilen e-muhtırayı tanımadığını ilan etmiş ve parlamentonun özgür iradesiyle cumhurbaşkanını seçmesinin yolunu açmıştır. Bu olay askeri müdahaleler tarihimize, sivil hükümet-asker ilişkilerinde önemli bir kırılmayı işaret eder. Demokratik bilincin gelişmesinin önemli bir başlangıcıdır. Askeri müdahalelerin sonuncusu olan 15 Temmuz, kendisinden önceki teşebbüslerden farklıdır. Önceki teşebbüsler ordu içindeki cuntalar tarafından yapılırken bu teşebbüs dini bir cemaat yapısına bürünmüş illegal gizli bir örgüt tarafından sivil ve askeri unsurlarla organize edilmiş ve uygulamaya geçilmiştir. Darbe gecesi askeri kışla ve karargahlarda yapılanan ve harekete geçen sivil şahıslar bunu kanıtlamaktadır. Ve diğer darbe girişimlerinden farklı olarak bu darbeciler sivil halka ateş ederek kendi vatandaşını katletme, parlamentosunu, emniyet teşkilatını bombalama, halkın seçtiği cumhurbaşkanını öldürme gibi insanın kanını donduran eylemlere imza atmışlardır.”dedi. 

Millet, kuva-i milliye ruhuyla hareket etti

Prof. Dr. Muhittin Ataman ise, 15 Temmuz ihanet girişiminin sadece iç siyasal bağlama oturtularak açıklanabilecek bir olay değil olmadığını ifade ederek şunları söyledi: “15 Temmuz ihanet girişiminin daha iyi anlaşılabilmesi için bölgesel ve uluslar arası bağlama oturtulması gerektiğini düşünüyorum. 15 Temmuz nedir; denildiğinde, bu Türk halkının kendi kaderini tayin etme hakkını bağlamında gösterdiği bir direniştir. 100 yıl önceki kuva-i milliye hareketine benzerlik göstermektedir. O zaman da kendiliğinden sokaklara dökülen bir halk kesimi vardı biliyorsunuz. Anadolu’nun farklı yörelerinde insanlar direniş örgütleri kurmuşlar ve işgale karşı çıkmışlardı. Sonra Mustafa Kemal bunları Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında bir araya getirmiş, orduya dönüştürerek kurtuluş savaşı yapılmıştı. Buradaki benzerlikte şudur; Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla Edirne’den Hakkari’ye Kars’tan Muğla’ya kadar bütün şehirlerde insanların sokaklara çıktığını görüyoruz. Başta Cumhurbaşkanımızın çağrısı olmak üzere siyasetçilerimizle birlikte kimse şapkasını alıp gitmedi. İkincisi halkın muhteşem bir direnişi var. Sivil bir direniş var. Bu Türkiye siyasi tarihinde çok ender görülebilen bir destansı direniş oldu. Bunun yanı sıra kurumsal bir direnişte söz konusu. Türkiye devletine onu temsil eden kurumlarında bir direnişi var. Yargının, polisin ve ordunun da bir direnişi var. Ordunun kurumsal olarak bunun içinde yer almadığını biliyoruz. Bu 3 farklı direniş bir araya gelince o parlak 16 Temmuz şafağı kendisini gösterdi.”ifadelerinde bulundu.Haber-Foto: Mehmet Ali Soyer

 

 

     

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yenigün Haber Merkezi

    Yorumlar

SON YORUMLAR
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
E-GAZETE
  • www.yenigungazetesi.com.tr - 27 Temmuz 2017 Manşeti
  • www.yenigungazetesi.com.tr - 26 Temmuz 2017 Manşeti
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV