Bayrağa hakaret, açık ihanettir!

Türk bayrağı bir süs, bir dekor ya da bir tercih meselesi değildir. Bayrağımız, bu devletin meşruiyet mührüdür; bu milletin var olma iradesinin görünür hâlidir. Ona yönelen her hareket, niyet neyle örtülürse örtülsün, doğrudan devletin ve milletin varlığına yönelmiş bir meydan okuma, şehitlerimize alçakça hakarettir..

Türk bayrağına yönelik hain saldırının; “yanlış anlaşılma”, “tepki”, “sanatsal ifade” ya da “özgürlük alanı” olarak sunulması kabul edilemeyecek, bilinçli bir çarpıtmadır. Hiçbir egemen devlette, devletin kurucu sembolüne saldırı masum kabul edilmez. Bayrağımıza saldırı, sistematik olarak devlet otoritesini aşındırma, toplumsal bağlılığı zayıflatma ve toplumun refleksini ölçme girişimidir.

Güvenlik perspektifinden bakıldığında tablo nettir. Bayrağımız hedef alınıyorsa, bu bir psikolojik operasyonun parçasıdır. Silahsızdır ama etkisi derindir. Kurşun atılmaz ama zihinler hedef alınır. Amaç, “normalleştirme” yoluyla milletin kutsallarını savunamaz hâle getirmektir. Sessiz kalınır, görmezden gelinirse devlet tartışılır hale gelir.

Şunu açıkça ifade etmek gerekir;

Türk bayrağına hakaret eden, devleti ve karşısına almıştır. Bu bir protesto biçimi değil, hainliğin ilanıdır. Çünkü bayrak tarafsız değildir; tarafı millettir. Bayrağımıza saldıranlar ve onlara bu talimatı verenler, milletimizle aynı cephede durmadığını kendi eliyle ilan etmişlerdir.

Milliyetçi duruş, tam da bu noktada devreye girer. Milliyetçilik; yüksek sesle slogan atmak değil, devletin kırmızı çizgilerini tereddütsüz savunmaktır. O çizgilerin en başında Türk bayrağı gelir. Çünkü bayrak düştüğü an, hukuk da, toplumsal düzen de, caydırıcılık da yara alır. Devletin gücü yalnızca ordusuyla değil, şehitlerimizin al kanından rengini almış, şanlı bayrağımıza sahip çıkma kararlılığıyla ölçülür..

Bayrağımıza yönelik saldırılara karşı “görmezden gelme” politikası, güvenlik zaafıdır. Bu zaaf, yalnızca içeride değil, dışarıda da aşikar olacaktır. Devletini savunamayan bir millet algısı, uluslararası düzlemde caydırıcılığı zedeler. Bu nedenle bayrağa hakaret, yalnızca iç düzeni değil, dış güvenliği de tehlikeye sokan bir eylemdir.

Hukuk bu noktada yoruma kapalı olmalıdır. Devlet, kendi varlık sembolünü koruyamıyorsa, hiçbir değerini koruyamaz. Caydırıcılık, söylemle değil; kararlı ve net bir duruşla sağlanır. Aksi hâlde gösterilen her tolerans, yeni bir sınama çağrısı olarak nitelendirilir.

Unutulmamalıdır ki; şanlı Türk bayrağını korumak, bir grubun ya da ideolojinin görevi değildir. Bu, devlet olmanın asgari şartıdır. Bayrağımızın itibarı sarsılırsa, devletin itibarı sarsılır. Devletin itibarı sarsılırsa, millet savunmasız kalır.

Türk bayrağına uzanan el, tesadüfi değildir. Bayrağımıza yönelen saldırı, fikir değil tehdittir. Ve tehdit, devlet tarafından hoşgörüyle değil, kararlılıkla karşılanmalıdır.

“Türk bayrağı, Türk Milletinin şeref ve haysiyetinin timsalidir; bayrak bir milletin namusudur.” Ve biz Türkler şeref ve haysiyetimiz için yaşar, namusumuz için ölürüz!

Saygılarımla.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Köşe Yazıları Haberleri