Av. Gökhan Tektaş
STATİKO NEDİR? NASIL YIKILIR?
Statiko; değişimin önüne çekilmiş görünmez bir duvardır, koltukların fikirlerden daha değerli olduğu düzendir, liyakatin değil sadakatin ödüllendirildiği alışkanlıktır. Statiko; “hep böyle gelmiş” cümlesinin arkasına saklanılanın bizatihi kendisidir.
Ve en önemlisi; statiko, cesaret eksikliğinin vücut bulmuş halidir.
Biz hayatımız boyunca statikoya karşı olduk. Çünkü statiko ilerlemenin düşmanıdır. Statiko varsa adalet yoktur, gelişim yoktur, umut yoktur.
Bugün siyasette yaşadığımız en büyük sorunlardan biri tam olarak budur. İnsanların değişim beklentisi büyürken, bazı yapıların kendini koruma refleksi daha da sertleşiyor.
Fikir üretenler değil, düzeni rahatsız etmeyenler tercih ediliyor. Çalışanlar değil, sessiz kalanlar ödüllendiriliyor.
Bu sadece bir parti meselesi değildir. Bu bir zihniyet meselesidir…
Bu yüzden mesele kişiler değildir. Mesele koltuklar değildir. Mesele makamlar hiç değildir. Mesele zihniyettir.
Ama şunu da biliyorum; statiko asla kalıcı olmamış, tarih boyunca hiçbir statiko düzeni sonsuza kadar sürmemiştir. Toplum değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir.
Siyasette statiko ise bundan çok daha ağır bir soruna işaret eder. Çünkü burada statiko adaleti, liyakati ve değişim iradesini bozar.
Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri çoğu zaman fikirsel tartışmalar değil, statikocu zihniyetin toplumun tüm kesimlerini bir kanser gibi sarmış olmasıdır.
Siyasi partiler doğası gereği dinamizmi, değişimi temsil etmek zorundadır. Toplum değişirken, partilerin yerinde sayması mümkün değildir. Ancak pratikte çoğu zaman tam tersi yaşanır; değişim talebi büyüdükçe statiko direnci de büyür. Çünkü statiko, konfor alanını korumak isteyenlerin, siyseti toplum için değil bireysel menfaat ve çıkarları için yapanların en güçlü savunma mekanizmasıdır.
Cumhuriyet Halk Partimiz gibi köklü bir siyasi gelenekte ise stakikoya kapılmama meselesi daha da kritik bir hal alır. Tarihsel sorumluluğu büyük olan yapılar, değişimi yönetemedikleri zaman kendi enerjilerini iç tartışmalarda tüketme riskiyle karşı karşıya kalırlar. Buna son derece dikkat edilmeli, parti içi statikoya asla izin verilmemelidir. Bunu sağlayacak olan ise bizatihi partililerimizin kendisidir.
Parti içi rekabet doğaldır; hatta son derece gereklidir. Ancak rekabetin liyakat yerine ilişkiler ağı üzerinden şekillenmesi, eleştirinin dışlanmayla karşılık bulması ve emeğin görünmez hale gelmesi statikonun en belirgin göstergeleridir.
Kişisel olarak siyasi süreçlerde yaşadığım bazı deneyimler, statikonun teorik bir kavram olmadığını açık ve net bir biçimde ortaya koydu.
Emek veren insanların değil, dengeleri rahatsız etmeyenlerin tercih edildiği durumlar ne yazıkki yalnızca bireysel hayal kırıklığı üretmemekte, kurumsal kapasiteyi de zayıflatmaktadır. Çünkü statiko, nitelikli insanı sistemin dışına iterken vasatı sistemin merkezine yerleştirir.
Örneğin bir hukukçunun, bir STK veya bir siyasi partinin disiplin kurulunda; odacılıktan emekli bir disiplin kurulu başkanı tarafından yargılanması gibi.. yada öğrenimi son derece yetersiz, ilköğretim mezunu bir bireyin teşkilat/örgüt başkanı olması gibi...
Evet bunlar yasaya uygun ve bu açıdan bir problem yok. Ancak bu durumun statikonun getirdiği bir dayatma olduğunu gözden kaçırmak son derece abesle iştigal olacaktır.
Oysa siyasetin özü hareket etmektir. Toplumun ihtiyaçlarına cevap üretmek, yeni kadrolar yetiştirmek, farklı görüşleri bir arada tutabilmek ve eleştiriden güç almak… Bunlar dinamizmin ve liyakatin göstergeleridir. Statikonun hâkim olduğu yapılarda ise tam tersi olur. Enerji içe kapanır, üretim azalır, güven yara alır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey sadece siyasi değişim değil, büyük bir zihinsel değişimdir. Statikonun yerini şeffaflık, liyakat ve katılımcılık almadıkça hiçbir kurumsal dönüşüm kalıcı olamaz.
Statiko ile mücadele etmek, aslında demokrasinin kalitesini yükseltme mücadelesidir. Mücadele başarıya ulaştığında sadece kurumlar değil, toplum da nefes alacaktır.
Sonuç olarak mesele kişiler değil, anlayıştır. Mesele koltuk değil, sorumluluktur. Mesele rekabet değil, adalettir.
Statiko varsa ilerleme yoktur. Statiko kırıldığında ise siyaset gerçek anlamına kavuşur; toplum için hareket etmek.
Ben statikoya karşıyım. Parti içinde de karşıyım. Siyasette de karşıyım. Hayatın her alanında karşıyım.
Çünkü statiko varsa adalet gecikir, gençler umudunu kaybeder, toplum nefes alamaz.
Bu zihniyeti aşmanın tek yolu değişim iradesidir.
Ve değişim, her zaman rahatsızlık yaratır. Hem değiştirme mücadelesi verende, hem değiştirilen statikocuda…
Saygılarımla.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.